İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@İSTÜN, Üniversite mensupları tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.




 

Güncel Gönderiler

Yayın
Exoclock project. IV. A homogeneous catalog of 620 updated exoplanet ephemerides
(American Astronomical Society, 2026) Kokori, A.; Tsiaras, A.; Pantelidou, G.; Jones, A.; Siakas, A.; Edwards, B.; Tinetti, G.; Wünsche, A.; Solmaz, Arif; Libotte, F.
The ExoClock project is an open platform aiming to monitor exoplanets by integrating observations from space- and ground-based telescopes. This study presents an updated catalog of 620 exoplanet ephemerides, integrating 30,000 measurements from ground-based telescopes (the ExoClock network), literature, and space telescopes (Kepler, K2 and TESS). The updated catalog includes 277 planets from TESS which require special observing strategies due to their shallow transits or bright host stars. This study demonstrates that data from larger telescopes, and the employment of new methodologies such as synchronous observations with small telescopes, are capable of monitoring special cases of planets. The new ephemerides show that 45% of the planets required an update while the results show an improvement of 1 order of magnitude in prediction uncertainty. The collective analysis also enabled the identification of new planets showing transit-timing variations, highlighting the importance of extensive observing coverage. Developed in the context of the ESA’s Ariel space mission, with the goal of delivering a catalog with reliable ephemerides to increase the mission efficiency, ExoClock’s scope and service have grown well beyond the remit of Ariel. The ExoClock project has been operating in the framework of open science, and all tools and products are accessible to everyone within academia and beyond, to support efficient scheduling of future exoplanet observations, especially from larger telescopes where the pressure for time allocation efficiency is higher (Ariel, JWST, VLT, ELT, Subaru etc.). The inclusion of diverse audiences in the process and the collaborative mode not only foster democratization of science but also enhance the quality of the results.
Yayın
APASL clinical practice guidelines on the management of chronic hepatitis b infection: A 2026 update
(Asian Pacific Association for the Study of the Liver (APASL), 2026) You, Hong; Maiwall, Rakhi; Chen, Jing; Ahn, Sang Hoon; Dökmeci, Abdul Kadir; Dou, Xiaoguang; El-Sayed, Manal; Fan, Jian-Gao; Örmeci, Necati; Gao, Zhiliang
Globally, especially in the Asia-Pacific region, chronic hepatitis B infection has led to an undesirable escalating morbidity and mortality with acute-on chronic liver failure, end-staged liver cirrhosis and hepatocellular carcinoma. This has happened despite the past four-decades of major scientific advances made in screening methods, vaccination strategies, highly effective low-cost anti-viral therapies and surveillance strategies for early detection of hepatocellular carcinoma. To address this health threat, APASL has formed a Viral Elimination Taskforce to unite key opinion leaders from its member countries and regions. The ongoing shifts in hepatitis B epidemiology, socioeconomic changes, and advancements in technology are taken into consideration. With the conjoint efforts of all the members of the APASL Viral Elimination Taskforce, this clinical practice guidelines have been formulated aiming to facilitate healthcare professionals, policy makers and patients in making practical and cost-effective management decisions for chronic hepatitis B infection. Altogether, it provides recommendations in thirteen major areas related to screening, vaccination, treatment and HCC surveillance. The implementation of this clinical practice guidelines represents major APASL effort toward elimination of the disease burden due to chronic hepatitis B infection in Asia-Pacific region.
Yayın
Ağız solunumu gözlenen çocukların tükürüklerinde oksidan ve antioksidan statünün belirlenmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Altındal, Elif; Esentürk, Gülce; Durak, Zahide Esra
Süperoksit dismutaz (SOD), Katalaz (CAT) ve Malondialdehit (MDA), tükürükte ölçülebilen biyokimyasal belirteçler olup; oral ve sistemik oksidatif dengeyi değerlendirmede önemli göstergeler olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, ağız solunumu yapan çocukların tükürüklerindeki oksidatif stres göstergelerini değerlendirmektir. Bu doğrultuda lipid peroksidasyonu ürünü olan Malondialdehit ile temel antioksidan enzimler olan Süperoksit Dismutaz ve Katalaz düzeyleri tükürükte karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışma İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Kliniği'ne başvuran, 6-12 yaş aralığında, koopere ve herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan çocuklar üzerinde yapılmıştır. Kliniğe çalışmadan bağımsız nedenlerle başvuru yapan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan hastalara, klinik muayene ve solunum değerlendirme testleri uygulanarak, ağız veya burun solunumu yapan hasta grupları oluşturulmuştur. Ardından tükürük numunelerinin alınması için hastalara ikinci bir randevu verilmiştir. Bu ziyarette, her katılımcıdan sabah saatlerinde pasif yöntem kullanılarak 3 mL uyarılmamış tam tükürük örneği toplanmış ve −20 °C'de saklanmıştır. Soğuk zincir ile laboratuvara iletilen numuneler +4 derece buzdolabında çözdürülerek deney aşamasına geçilmiştir. Bu çalışmada, antioksidan savunma enzimleri olarak SOD, CAT ve oksidatif stres belirteci olarak MDA düzeyleri, NBT ve TBARS esaslı spektrofotometrik yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Ağız solunumu yapan çocukların tükürüklerinde MDA düzeylerinin burun solunumu yapanlara kıyasla belirgin şekilde yüksek olduğunu tespit edilmiştir. Buna karşılık ağız solunumu grubunda SOD ve CAT aktivitelerinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük olduğu belirlenmiştir. Yapılan regresyon analizleri, solunum paterninin oksidatif stres parametreleri üzerinde yaş ve cinsiyetten bağımsız olarak anlamlı bir belirleyici faktör olduğu göstermektedir. Bu çalışma, çocuklarda ağız solunumunun, yaş ve cinsiyetten bağımsız olarak tükürükte artmış oksidatif stres ve azalmış antioksidan aktivite ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.
Yayın
Çocuklarda lingual frenulumda görülen yapısal farklılıkların gelişmekte olan ağız ve çevre dokular üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Vural, Yasemin; Esentürk, Gülce
Bu çalışma, karışık dişlenme dönemindeki çocuklarda lingual frenulum morfolojisinin yutkunma, solunum, maloklüzyon ve postür gibi stomatognatik sistem fonksiyonları üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tasarıma sahip bu araştırmaya 7–12 yaş toplam 170 çocuk dahil edilmiştir. Lingual frenulum morfolojik ve fonksiyonel özellikleri Marchesan Lingual Frenulum Protokolü (MLFP) ile değerlendirilmiş ek olarak Orofasiyal fonksiyonlar Orofacial Myofunctional Evaluation with Scores (OMES) ve Expanded OMES (OMES-E) protokollerinden uyarlanan solunum, mental kas aktivitesi, yutkunma bölümleri uygulanmıştır. Üst hava yolu açıklığı ve olası obstrüktif riskler Mallampati skoru ve Brodsky skalası kullanılarak belirlenmiştir. Maloklüzyon değerlendirmesi klinik muayene ile yapılmış, postüral analizler ise New York Postür Skalası (NYPS) esas alınarak gerçekleştirilmiştir. Uyku alışkanlıkları ise standart anket formu aracılığıyla kaydedilmiştir. İstatistiksel analizlerde gruplar arası karşılaştırmalar için uygun parametrik ve non-parametrik testler kullanılmış, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Maksimum ağız açıklığı (MAA) açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,137). Ancak dilin ağızdaki hareket alanının ≤%50 olma prevalansı değişmiş frenulum grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Myofonksiyonel değerlendirmelerde solunum paterni, mental kas aktivitesi, bruksizm, uyku parametreleri ile Mallampati ve Brodsky sınıflamaları gruplar arasında anlamlı fark göstermemiştir (p>0,05). Buna karşın yutkunma sırasında dudak (p=0,012) ve dil davranışlarındaki (p=0,002) işlev bozuklukları ile maloklüzyon varlığı (p=0,010) değişmiş frenulum grubunda anlamlı olarak daha yüksektir. Çok değişkenli lojistik regresyon analizlerinde, yutkunma sırasında dudak davranışındaki işlev bozukluğu için mental kas aktivitesi (OR=32,378; p<0,001), nefes paterni (OR=18,704; p<0,001) ve genel skora göre değişmiş frenulum (OR=3,894; p=0,010) bağımsız risk faktörleri olarak bulunmuştur. Yutkunma sırasında dil davranışındaki bozukluklar için ise nefes alma bozukluğu (OR=5,249; p<0,001) ve genel skora göre değişmiş frenulum (OR=2,513; p=0,015) x bağımsız risk faktörleri olarak saptanmıştır. Bu çalışma, lingual frenulum morfolojisinin ve fonksiyonunun konuşma, yutkunma, solunum gibi oral fonksiyonların yanı sıra maloklüzyon ve postür gibi orofasiyal disfonksiyondan dolaylı etkilenebilen parametrelerle de ilişkili olabileceğini göstermiştir. Bulgular, stomatognatik sistemin anatomik, fonksiyonel ve fizyolojik bütünlüğünün göz ardı edilemeyeceğini ve oral fonksiyon bozukluklarının multidisipliner bir yaklaşımla bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Yayın
Şeffaf plaklarla yapılan tedavilerde farklı kök kontrol tekniklerinin molar mezializasyonundaki etkilerinin değerlendirilmesi – sonlu elemanlar analizi çalışması
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Çavuşoğlu, Ahmet; Erdem, Buket
Bu araştırmanın temel amacı, şeffaf plak tedavisinde farklı power arm uzunluklarının (6, 8 ve 10 mm) ve farklı ataşman yerleşimlerinin, birinci molar dişin mezial yönlü hareketi sırasında meydana gelen diş yer değiştirmesi, von Mises gerilme dağılımları, periodontal ligament (PDL) üzerindeki gerilme düzeyleri ve şeffaf plak deformasyonları üzerindeki olası etkilerini analiz etmektir. Bu amaçla, toplamda altı adet farklı sonlu eleman modeli geliştirilmiştir. Hazırlanan modellerde şeffaf plak kalınlığı 0,75 mm, PDL kalınlığı ise 0,25 mm olarak tanımlanmıştır. Modeller üzerinde uygulanan kuvvetler; 0,2 mm şeffaf plak aktivasyonu ile 200 gram büyüklüğünde elastik kuvvetten oluşmaktadır. Tüm sayısal analizler, Altair OptiStruct yazılımı kullanılarak doğrusal olmayan statik çözümleme yöntemi ile yürütülmüştür. Elde edilen von Mises gerilme değerleri megapascal (MPa), yer değiştirme değerleri ise milimetre (mm) biriminde değerlendirilmiştir. Altı farklı senaryoda, power arm yükseklikleri 6, 8, 10 mm olacak şekilde planlanmış ve ataşman pozisyonları bukkalde veya palatinalde olacak şekilde tasarlanmıştır. Ataşmanın palatinalde olduğu senaryolarda bukkalde power arm için buton kesileri açılmıştır. Ataşmanın bukkalde olduğu senaryolarda power arm ataşmanla birlikte uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlarda power arm ve palatinalde ataşman modellerinde kısa power arm yüksekliklerinde (6, 8 mm) devrilme miktarı artmış, uzun power arm yüksekliğinde ise daha fazla gövdesel hareket tespit edilmiştir. Ataşman ile power arm kullanıldığı senaryolarda ise hareket miktarının daha az olduğu ancak daha kontrollü hareket sağlandığı saptanmıştır. Sonlu elemanlar analizi ile yapılan çalışmalar, ağız ortamını ve klinik sonuçları tam olarak yansıtmadığından, bu sonuçların klinik çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.