İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@İSTÜN, Üniversite mensupları tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Termojenik bir diyet bileşeni olan kafeinin kahverengi yağ hücre aktivasyonuna etkisinin kızılötesi termografi ile belirlenmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Ercan Karakaya, Zeynep; Mutlu, Hayrettin
Obezite prevalansındaki artış, enerji homeostazının korunmasına yönelik metabolik mekanizmaların daha iyi anlaşılmasını gerektirmektedir. Kahverengi yağ doku (KYD), titremesiz termojenez aracılığıyla enerji harcamasına katkı sağlayarak obeziteyle mücadelede önemli bir hedef olarak öne çıkmaktadır. KYD'nin diyet indüklü termojenez sürecindeki rolünün daha iyi anlaşılabilmesi, beden kütle indeksi (BKİ) ve cinsiyet gibi fizyolojik değişkenlerin bu mekanizma üzerindeki etkilerinin araştırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışma, farklı BKİ ve cinsiyet gruplarında karbonhidrat ve kafein kapsül uygulamaları sonrasında KYD aktivasyonunun kızılötesi termografi (KT) ile değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma ≥18 yaş, 36 sağlıklı katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılar BKİ’ye göre normal kilolu, fazla kilolu ve obez olmak üzere gruplandırılmıştır. Deney süresi 120 dakika olarak belirlenmiştir. Katılımcılara 0. dakikada karbonhidrat jel, 45. dakikada ise kafein kapsül verilmiştir. Deney boyunca 15 dakikalık aralıklarla KT, kan basıncı, nabız, tahmini çekirdek sıcaklığı ölçümleri tekrarlanmıştır. KYD sıcaklığı supraklavikular sıcaklık (Tscv), referans sıcaklık (Tref), rölatif sıcaklık (Trel) ve delta sıcaklık (ΔT) değerleri ile belirlenmiştir. Bulgulara göre obez katılımcıların 90, 105 ve 120. dakikalardaki Tscv değerleri ile 60. dakikadan itibaren ölçülen Tref değeri normal kilolu katılımcılara göre önemli düzeyde düşük bulunmuştur. Ancak tüm zaman noktalarındaki Tscv düzeyinin, Tref’ten daha yüksek değerde olduğu gözlenmiştir. Bu durum KYD’nin obez bireylerde dahi minimal düzeyde de olsa termojenik aktivite gösterebileceğini düşündürmektedir. Trel ve ΔT değerleri gruplar arasında anlamlı fark göstermemiştir. Bu bulgu KYD ve referans bölge sıcaklıklarının eşzamanlı azalmasından kaynaklı olabileceğine işaret etmektedir. Kadın katılımcılarda yalnızca 75. dakikadaki sağ Trel değeri erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuç foliküler fazda artan östrojenin sempatik sistem duyarlılığını ve KYD aktivasyonunu artırıcı etkisiyle ilişkilendirilmiştir. Tahmini çekirdek sıcaklık ölçümleri BKİ grupları arasında anlamlı farklılık göstermezken, kadınların 15. dakikada erkeklere kıyasla daha yüksek çekirdek sıcaklık düzeyine sahip olduğu gözlenmiştir. Kan basıncı değerleri ise xviii bazı zaman noktalarında obez ve erkek katılımcılarda anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bu bulgular KYD aktivasyonunun hem BKİ hem de cinsiyete bağlı fizyolojik değişkenlerden etkilendiğini göstermektedir. Diyet indüklü termojenez sürecinde uyarlanabilir bileşen olan kafein, KYD aktivasyonunu destekleyici bir etki gösterirken; zorunlu bileşen olan karbonhidrat jel, bu aktivasyonu başlatmak için termojenik yanıtı oluşturmada yetersiz kalmış olabilir. KT yönteminin, non-invaziv bir değerlendirme aracı olarak KYD araştırmalarında uygulanabilirliği gösterilmiştir. Ancak referans sıcaklığın belirlenmesinde kullanılan anatomik bölgenin KYD ve kalbe yakınlığı gibi metodolojik faktörlerin ölçüm sonuçlarını etkileyebileceği dikkate alınmalıdır. Bu nedenle ileri çalışmalarda hem daha büyük örneklem gruplarıyla çalışılması hem de referans sıcaklık ölçümünde standart protokollerin benimsenmesi önerilmektedir.
Ağız solunumu yapan çocuklarda osteomeatal kompleks varyasyonları ve maksiller sinüs patolojilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile retrospektif olarak değerlendirilmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Türkmen Karaçöl, Mı̇na; Özen, Buğra; Yalçın, Eda Didem
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ağız solunumu yapan çocuk ve genç yetişkinlerde osteomeatal kompleks (OMK) varyasyonları ile maksiller sinüs patolojileri arasındaki ilişkiyi diş hekimliği alanında yaygın olarak kullanılan radyolojik görüntüleme yöntemlerinden biri olan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile retrospektif olarak değerlendirmektir. Yöntemler: 7-18 yaş aralığında yaşları değişen 39’u (%59,1) erkek ve 27’si (%40,9) kadın olan 66 hastanın sağ-sol toplam 132 KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Nazal septal deviasyon (NSD), nazal septal pnömatizasyon (NSP), konka bülloza, aksesuar maksiller ostium (AMO), Agger nazi hücresi, Haller hücresi, Onodi hücresi, etmoid bulla ve maksiller sinüs patolojilerinin varlığı araştırıldı. Maksiller sinüs patolojileri sınıflandırıldı. OMK varyasyonlarının birbirleriyle ve maksiller sinüs patolojileriyle olan ilişkisi incelendi. Değişkenlerin birbiriyle ilişkileri ve parametrelerin dağılımını analiz etmek için Fisher’s Exact, Ki-Kare testi ve Continuity (Yates) düzeltmesi kullanıldı. Bulgular: OMK’nin anatomik varyasyonları ile maksiller sinüs patolojilerinin dağılımı istatistiksel olarak incelendiğinde hem sağ tarafta hem de sol tarafta en sık rastlanan varyasyonlar etmoid bulla (%86,8) ile unsinat bulla (%66,7) bulunmuştur. Maksiller sinüs patolojilerinin dağılımı sağ ve sol taraf olarak incelendiğinde sağ tarafta %45,5 oranıyla en sık lokalize mukozal kalınlaşma ve en az ise %4,5 ile yaygın mukozal kalınlaşma olarak saptanmıştır. Sol tarafta ise %35 ile en sık lokalize mukozal kalınlaşma ve lokalize opasifikasyon en az ise %10 ile total opasifikasyon gözlenmiştir. Maksiller sinüs patolojisi ile OMK’nin anatomik varyasyonları arasındaki ilişki incelendiğinde; sağ tarafta maksiller sinüs patolojisi ile anatomik varyasyonlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05).Sol tarafta ise maksiller sinüs patolojisi ile sadece AMO arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Sonuçlar: Ağız solunumu yapan çocuk ve genç yetişkinlerde OMK varyasyonlarının birbirleriyle ve maksiller sinüs patolojisi arasında birçok parametrede anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Maksiller sinüs patolojileri olan hastaları değerlendirirken burun pasajı ve hava yolundaki değişiklikler, klinik tedaviyi önemli oranda etkileme potansiyeline sahiptir. Bu grup hastada nazal pasajın ve hava yolunun etkilenmesi ile OMK’deki anatomik varyasyonların oluşumunun tetiklenebileceği ve bu yapıların maksiller sinüs drenajını bozarak ilgili bölgede patolojlerin gelişmesine neden olabileceği düşünülmektedir.
Periodontal hastalıklar ve kanser gelişimindeki etkileri
(Orient Yayınları, 2025) Tüzüner, Mete Bora; Arslan, Semiha; Haspolat, Yusuf Kenan; Atılgan, Serahim Serhat
Kanser, dünya genelinde ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer almakta olup, her yıl yaklaşık 10 milyon insanın yaşamını yitirmesine neden olmaktadır. Küresel ölçekte her yıl yaklaşık 19 milyon yeni kanser vakası teşhis edilmekte, en yaygın görülen kanser türleri arasında meme, akciğer, kolorektal, pankreas ve mide kanserleri öne çıkmaktadır (1). Etkili birincil koruma ve tedavi stratejileri halen sınırlı olup, bu stratejilerin başarıyla uygulanabilmesi, kanser oluşumuna ilişkin moleküler mekanizmaların daha iyi anlaşılmasına ve değiştirilebilir risk faktörlerinin hedeflenmesine bağlıdır.
The use of copper phthalocyanine pigments as blue colorants in gelatin films for aquatic food packaging
(Kocaeli University, 2025) Bayıl, Sibel; Çetinkaya, Turgay; Alanalp, Mine Begüm
In this study, Copper (Cu) phthalocyanine pigments, coded PD1 and PD2, were characterized, and the possibility of using them as blue colorants in gelatin-based materials for aquatic packaging was evaluated. Synthesized phthalocyanine pigments were compared with imported commercial PB15:1 (control) in terms of Fourier Transform Infrared Spectroscopy (FTIR), high-performance liquid chromatography (HPLC) results, Cu, and ash content. It was found that the synthesized PD1 and PD2 samples were the ones closest to the commercial powder in terms of FTIR peaks, Cu amount, and HPLC results. The selected sample coded PD1 at 0.5 wt% with respect to the solution was further added to gelatin-containing solutions containing 10% and 5% glycerol, and dried films of GL10 and GL5 were obtained, respectively. Although the 10% glycerol-added film showed better color properties, L, a, b, Hue angle, and Chroma parameters were insignificant (p>0.05). Tensile tests and creep/recovery curves showed that GL10 had 107% higher elongation at break, 29% lower Young’s modulus, and higher strain values compared to GL5, making it softer and more flexible. Deformation parameters such as hardness, chewiness, and gumminess were also compared at different deformation rates for the selected GL10 sample. Results indicated that blue pigment-added gelatin films can be used in aquatic food product packages.
Ovarian stimulation: Cycle essentials for managing a cycle
(Livre de Lyon, 2025) Aydın, Gerçek; Taşkıran, Deniz
This section discusses ovarian stimulation, the cornerstone of infertility treatment. While ovarian reserves and targeted responses may vary depending on the patient’s characteristics and the clinician’s assessment, the primary goal is the same for all: to obtain the most appropriate and sufficient response without causing any harm. This section not only provides definitions but also highlights the key steps in managing an ovarian stimulation cycle, beginning with ovulation induction as the initial treatment and extending to IVF as the most advanced option.
























