İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@İSTÜN, Üniversite mensupları tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.




 

Güncel Gönderiler

Yayın
Sınıf öğretmenlerinin travmatik diş yaralanmalarına yönelik acil müdahale bilgi düzeyleri ve toothsos mobil uygulamasının farkındalığının belirlenmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Şabahat, Bengisu; Yoğurucu Değerli, Gizem; Öter, Banu
Amaç: Bu çalışmanın amacı, sınıf öğretmenlerinin travmatik diş yaralanmalarına (TDY) yönelik acil müdahale bilgi düzeylerini belirlemek ve ToothSOS mobil uygulamasına ilişkin farkındalıklarını incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, nicel, tanımlayıcı ve karşılaştırmalı bir araştırma tasarımı ile gerçekleştirilmiştir. İstanbul’daki devlet okullarında görev yapan toplam 150 sınıf öğretmeni çalışmaya gönüllü olarak katılmıştır. Araştırma üç aşamada yürütülmüştür: (1) öğretmenlerin TDY konusundaki bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla ön anket uygulanmıştır, (2) okul ziyareti yapılarak ToothSOS uygulaması içeriğine dayalı bilgilendirici broşür dağıtılmış ve eğitim verilmiştir, (3) iki hafta sonra aynı katılımcılara son anket uygulanmıştır. Veriler, geçerliliği kanıtlanmış anketlerden uyarlanan yapılandırılmış bir form aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Eğitim öncesinde, katılımcıların büyük çoğunluğunun özellikle diş avülsiyonu gibi durumlarda uygun ilk yardım bilgisine sahip olmadığı belirlenmiştir. Eğitim müdahalesi sonrasında, öğretmenlerin bilgi düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlemlenmiştir. Özellikle avülse dişin doğru saklama ortamı ve replasman süreci konusundaki bilgi düzeyi dikkat çekici şekilde artmıştır. Ayrıca, ToothSOS mobil uygulamasına yönelik farkındalık ve uygulamanın faydalı bulunma oranı da önemli ölçüde yükselmiştir. Sonuç: ToothSOS mobil uygulamasının içeriğine dayalı bilgilendirici broşür ile desteklenen eğitim müdahalesi, sınıf öğretmenlerinin TDY’ye yönelik acil müdahale bilgilerini anlamlı düzeyde artırmıştır. Dijital araçların okul temelli sağlık eğitimlerine entegrasyonu, travma sonrası doğru ilk yardım uygulamalarının yaygınlaştırılmasına katkı sağlayabilir.
Yayın
Farklı bitirme ve cilalama sistemlerinin biyoaktif restoratif materyallerin iyon salınımı ve yüzey pürüzlülüğü üzerine etkilerinin incelenmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Saygılı Özaydın, Seda; Esentürk, Gülce; Mert Eren, Meltem
Bu çalışma, dört farklı bitirme ve cilalama sisteminin sekiz farklı restoratif materyal üzerindeki flor ve kalsiyum iyon salınımı ile yüzey pürüzlülüğü üzerine etkilerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Her restoratif materyal grubu, uygulanacak bitirme-cilalama sistemine göre beş alt gruba ayrılmıştır (n=10/grup). Başlangıç ve 28. gün yüzey pürüzlülüğü ölçümleri mekanik profilometre ile, flor ve kalsiyum salınım düzeyleri ise 1., 2., 7., 14. ve 28. günlerde iyon-selektif elektrot (ISE) yöntemiyle değerlendirilmiştir. Ardından materyaller 5000 devirlik termal siklusa (TSS) tabi tutulmuş ve son flor, kalsiyum salınımı ile yüzey pürüzlülük değerleri ölçülmüştür. Verilerin istastistiksel incelenmesinde Kolmogorov-Smirnov testi, Levene testi, Wilcoxon İşaret testi, Friedman testi, Dunn-Bonferroni çoklu karşılaştırma testi, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. p<0,05 için sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Termal yaşlandırma sonrasında, genel olarak flor ve kalsiyum salınım düzeylerinde anlamlı azalmalar gözlenmiştir. Özellikle Equia Forte HT ve Filtek Z250 dışındaki tüm gruplarda, TSS sonrası flor salınımı 1. güne göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşmüştür (p<0,00125). Ayrıca, Fuji IX, Dyract XP ve Cention N gruplarında, bu düşüş 14. gün değerlerine kıyasla da anlamlı bulunmuştur (p<0,00125). Kalsiyum salınımı açısından bakıldığında; Cention N ve Cention Forte gruplarının neredeyse tüm alt gruplarında, TSS döneminde 2. ve 7. gün değerlerine kıyasla anlamlı azalmalar tespit edilmiştir (p<0,00125). Diğer yandan, G-Coat Plus alt grubu hariç Beautifil II, Fuji IX ve Activa gruplarında, TSS kalsiyum salınımı 28. güne göre artış göstermiştir (p<0,00125).Yüzey pürüzlülüğü ölçümleri değerlendirildiğinde, materyal ve cilalama sistemleri arasında 1. gün, 28. gün ve TSS ölçümleri arasında genel anlamda anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,00625; p>0,010). Ancak bazı kombinasyonlarda belirgin farklar kaydedilmiştir. Buna göre, 1. gün ölçümlerinde Beautifil II hariç tüm materyallerde Ecocomp sistemi, Mylar bant grubuna göre daha yüksek pürüzlülük üretmiştir (p<0,00208). 28. gün ve TSS sonrası ölçümlerde de Ecocomp sisteminin özellikle Activa, Cention N, Beautifil II ve Fuji IX gibi materyallerde daha yüksek yüzey pürüzlülüğü değerleri oluşturduğu görülmüştür (p<0,00208). Ayrıca bazı gruplarda Diacomp Plus sistemi de benzer şekilde yüksek pürüzlülük göstermiştir. Son olarak, flor ve kalsiyum salınımındaki zaman içi değişim ile yüzey pürüzlülüğü düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde, istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır. Bu bulgu, iyon salınımı ve yüzey karakteristiklerinin birbirinden bağımsız değişebileceğini düşündürmektedir. Bu çalışma, farklı bitirme ve cilalama sistemlerinin restoratif materyalerin flor ve kalsiyum salınımı ile yüzey pürüzlülüğü üzerine anlamlı etkiler oluşturduğunu, ancak bu iki parametre arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmadığını ortaya koymuştur.
Yayın
3 boyutlu dijital tasarım programları ile tasarlanan farklı fiziksel parametrelere sahip sabit bant-loop yer tutucuların sonlu elemanlar analizi metoduyla kıyaslanması
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Gür, Berna; Altun, Ceyhan
Bu çalışmanın amacı, farklı fiziksel parametrelerle dijital olarak tasarlanmış sabit bant-loop yer tutucuların, sonlu elemanlar analiz (SEA) yöntemiyle mekanik dayanıklılık ve gerilme dağılımı açısından değerlendirilmesidir. Mandibulada ikinci süt azı dişi eksikliğini simüle eden modeller kullanılarak üç farklı bant kalınlığı (0.076mm (0.003 inch), 0.127mm (0.005 inch) ve 0.177mm (0.007 inch)) ve iki farklı bant yüksekliği (standart ve 2 mm kısa) ile toplam 12 farklı model oluşturulmuştur. Modeller üzerinde 45° ve 90° açılarla yaklaşık 245 N'luk çiğneme kuvveti uygulanmış ve elde edilen Von Mises gerilme ile toplam deformasyon değerleri değerlendirilmiştir. Analizlerde, daha kalın ve yüksek bant yapılarının hem stres birikimini hem de deformasyon miktarını anlamlı düzeyde azalttığı görülmüştür Ayrıca, bandın dişe göre daha servikale veya oklüzale yerleştirilmesinin gerilme dağılımı üzerinde önemli etkiler yarattığı görülmüştür. Kullanılan tüm modeller titanyum bazlı metal materyaliyle oluşturulmuş olup yüksek biyomekanik dayanıklılık göstermiştir. Sonuçlar, dijital tasarım ve sonlu elemanlar analiz yönteminin sabit yer tutucuların biyomekanik performansının optimize edilmesinde etkili bir araç olduğunu göstermektedir. Klinik uygulamalarda, hastaya özgü anatomik ve fonksiyonel koşullar dikkate alınarak bant-loop tasarım parametrelerinin dikkatle seçilmesi önerilmektedir.
Yayın
Hatalı alışkanlığı olan çocuklarda erken süt dişi kayıplarının dental ark ve çevre yapılara etkilerinin değerlendirilmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Özdil Cömertoğlu, Sena; Özen, Buğra
Bu çalışma 6-11 yaş arasındaki hatalı alışkanlığı olan çocuklarda erken süt dişi kayıplarının dental ark ve çevre dokular üzerinde oluşturduğu etkiyi belirlemeyi amaçlamıştır. Araştırmamız için etik kurul izin belgeleri alınmıştır (2023/04). Çalışmamıza İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi'ne başvuran 6-11 yaş (ort. 8.24±1.08) aralığındaki 202 çocuk ve ebeveynleri katılmıştır. Katılımcılar tam dişli ve yer tutucu yapılmamış tek taraflı süt birinci veya ikinci molar kaybı olan gruplar şeklinde sınıflandırılmıştır. Hatalı ağız alışkanlığı varlığına göre de toplamda 4 gruba hastalar ayrılmıştır. Çocukların ağız solunumu, atipik yutkunma veya diğer hatalı ağız alışkanlıklarına sahip olup olmadığını görebilmek amacıyla bir form tasarlanmıştır. Araştırma formu çocukların ebeveynlerine uygulanırken, dahil edilme kriterlerine uyan çocuklardan ölçü alınarak alçı modeller elde edilmiştir. Hatalı alışkanlığı olan/olmayan tam dişli ve eksik dişli çocukların alçı modelleri üzerinde dental ark uzunluğu, çevre ölçümleri, süt birinci molar ve süt ikinci moların mesiodistal mesafeleri toplamı (D+E mesafesi), mesiodistal ve bukkolingual/bukkopalatinal mesafeler dijital kumpas yardımıyla kaydedilmiştir. Ayrıca ağız solunumu, postür, dil itimi, mental-labiomentalis ve buksinatör kas aktivitesi, dudak postürü, yüz görünümü, emzik-biberon kullanımına, dudak ve/veya parmak emmeye bakılmıştır. Yapılan ölçümler sonucunda hatalı alışkanlığa sahip tek taraflı erken süt dişi kaybı olan çocuklarda kayıpsız tarafta bukkolingual/bukkopalatinal mesafe, total ark çevresi ve kayıplı/kayıpsız taraf çevre ölçümlerinin daha yüksek olduğu; kayıplı/kayıpsız taraf ark simetrisinde ise anlamlı şekilde azalmalar olduğu saptanmıştır (p<0.05). Maloklüzyon açısından değerlendirildiğinde ise hatalı alışkanlıklara sahip olan çocuklarda (ağız solunumu, atipik yutkunma, emzik biberon kullanımı, dudak ve/veya parmak emme) Sınıf II divizyon I görülme oranı hatalı alışkanlığı olmayanlara göre daha fazla bulunmuştur. Atipik yutkunması olan veya ağız solunumu yapan çocuklarda dil itimi, mental/labio-mentalis kas aktivitesi ve buksinatör kas aktivitesi ile karşılaşılmış olup; bu çocuklarda postür bozuklukları gözlenmiştir. Ayrıca ağız solunumu yapanlarda eforla dudak kapatma ile karşılaşılmıştır. Atipik yutkunması olanlarda mesafeye bakıldığında tam dişli grupta artmış ark uzunluğu ile karşılaşılırken; eksik dişli grupta mesiodistal mesafe, bukkolingual/bukkopalatinal mesafe, ark uzunluğu, D+E kayıplı taraf uzunluğu, ark çevre ve kayıplı/kayıpsız taraf çevre uzunluklarında artış ile karşılaşılmıştır (p<0.05). Atipik yutkunmaya sahip kişilerde Sınıf II divizyon I görülme sıklığı hatalı alışkanlığı olmayanlara göre daha fazla olarak gözlemlenmiştir. Ağız solunumu ile ilgili mesafeye bakıldığında eksik dişli grupta kayıplı/kayıpsız bukkolingual/bukkopalatinal mesafelerde, ark çevre uzunluğunda, kayıplı/kayıpsız çevre uzunluğunda artış saptanırken; ark simetri kayıpsız taraf mesafesinde azalma görülmüştür (p<0.05). Mallampati açısından (Sınıf I-II/ Sınıf III-IV) değerlendirildiğinde eforla dudak kapatma daha yüksek skorda görülmüştür. Hem Sınıf I-II/ Sınıf III-IV hem de ayrı ayrı gruplandırıldığında ise ağız solunumu ile daha yüksek skorlu grupta karşılaşıldığı bulunmuştur. Eksik dişli grupta ise Sınıf III-IV skorunda Sınıf I-II skoruna göre ark simetri kayıpsız tarafta azalma gözlenirken; ark çevre, kayıplı/kayıpsız çevre uzunluklarının ise Sınıf I ve II skoruna kıyasla daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0.05). Bu çalışma, hatalı ağız alışkanlığı bulunan çocuklarda erken süt dişi kaybının dental ark ve çevre dokularda önemli değişiklikler meydana geldiğini saptamıştır. Bu tür alışkanlıkların devam etmesi ark uzunluğunda değişimlere, çevre ölçülerinde dengesizliklere ve hatta iskeletsel bozukluklara kadar uzanan bir dizi morfolojik probleme yol açabilmektedir. Dolayısıyla, hatalı alışkanlıklara sahip çocuklarda ortaya çıkan veya ilerleyen dönemde ortaya çıkabilecek bu olumsuz etkilerin bilinmesi, hem klinisyenler hem de ebeveynler açısından büyük önem taşımaktadır. Erken dönemde bu alışkanlıkların fark edilmesi ve gerekli önleyici tedbirlerin alınması, dental ve iskeletsel yapının normal büyüme ve gelişim sürecini destekleyecek; ilerleyen yaşlarda telafi edilmesi güç maloklüzyonların ve fonksiyonel bozuklukların önlenmesine katkıda bulunacaktır. Bu bağlamda, elde edilen bulgular yalnızca mevcut klinik durumu değerlendirmekle kalmayıp, aynı zamanda doğru tedavi planlamasının yapılabilmesi ve koruyucu diş hekimliği uygulamalarının öneminin bir kez daha ortaya konulması açısından da yol gösterici niteliktedir.
Yayın
Elit hentbolcularda sporcu takviyesi kullanımının avustralya spor enstitüsü kriterlerine göre cinsiyet ve lig seviyesinde değerlendirilmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Mor, Ömer; Günalan, Elif
Hentbol, yüksek yoğunluklu patlayıcı hücum ve savunma hareketlerinin yanı sıra branşa özgü becerileri içeren ve son yıllarda hem araştırmalar hem de katılım açısından popülerliği artan bir spor dalıdır. Bu çalışma, elit hentbolcularda sporcu takviyeleri (ST) kullanımlarının yaygınlığını ve tercih edilen takviye türlerini incelemeyi; ayrıca bu kullanımın Avustralya Spor Enstitüsü (AIS) kriterlerine göre cinsiyet ve lig düzeyi bağlamında farklılık gösterip göstermediğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Veri toplama aracı olarak, katılımcıların sosyodemografik duurmu, antrenman özellikleri, ST kullanımları ve ilişkili parametreleri sorgulayan yapılandırılmış bir anket kullanılmıştır. Takviyeler, AIS’in bilimsel dayanak düzeyine göre A, B, C ve D sınıflarına ayrılmıştır. Elde edilen veriler, Jamovi 2.7.5 versiyon (The Jamovi Project, Sydney, Australia) istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmaya profesyonel (n=48) ve amatör (n=44) düzeylerde mücadele eden, kadın (n=37) ve erkek (n=55) toplam 92 elit hentbolcu dahil edilmiştir. Katılımcıların en sık kullandığı takviyeler sırasıyla magnezyum (%37,0), C vitamini (%20,7), whey proteini (%19,6), sporcu barı (%19,6) ve D vitamini (%19,6) olarak belirlenmiştir. Profesyonel hentbolcuların, toplam, Grup A, Sporcu Gıdaları, Performans Takviyeleri, Grup B ve Grup C takviyelerini amatör sporculara kıyasla anlamlı derecede daha fazla kullandığı saptanmıştır (p<0,05). Cinsiyetler arasında ise yalnızca Grup C takviyeleri kullanımında anlamlı bir fark gözlenmiş; erkek sporcuların kadınlara kıyasla daha yüksek oranda kullandıkları belirlenmiştir (p<0,05). Elde edilen bulgular, hentbolcularda ST kullanımına ilişkin belirgin bilgi eksikliklerini ve yönlendirme ihtiyacını ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, sporcuların bilinçli ve güvenli takviye kullanımını desteklemek amacıyla, lig düzeyi ve cinsiyet farklılıklarını dikkate alan yapılandırılmış eğitim programlarının ve bireysel danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir. Böylece, performansın bilimsel temele dayalı ve güvenli biçimde desteklenmesi mümkün olacaktır.