İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@İSTÜN, Üniversite mensupları tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Complex ventral hernia repair using botulinum toxin with combination of Fasciotens® after colorectal surgery: A video vignette
(Wiley, 2026) Demirli Atıcı, Semra; Yıldırım, Yasemin; Canda, Aras Emre; Terzi, Mustafa Cem; Arslan, Çigdem; Erenler Bayraktar, İlknur; Bayraktar, Onur; Bisgin, Tayfun
Complex ventral hernia repair using botulinum toxin with combination of Fasciotens® after colorectal surgery: A video vignette
İstirahat durumu EEG alfa gücü ile fNIRS oksihemoglobin aktivitesi arasındaki ilişkide bireysel farklılıklar ve bölgesel korelasyonlar
(Başkent Üniversitesi, 2025) Karakulak, Ece Zeynep; Coşkun, Ebru; Hanoğlu, Lütfü
Amaç: Araştırmacılar tarafından yıllardır kişisel farklılıkların altında yatan elektrofizyolojik özellikler araştırılmaktadır. Son dönemde dinlenim durumundaki baskın beyin dalgası olan alfa frekansı üzerinden yapılan kişisel alfa frekansı analizleriyle kişinin görev sırasındaki performansına ilişkin tahminlerde bulunulabileceği (Bazanova, 2012), alfa gücünün en yüksek olduğu frekansın, bilginin işlemlenmesi ve bilgiye erişim hızını yansıttığı düşünülmektedir (Busch, 2024; Nelli 2021). Dolayısıyla, bireyler arasında farklılık gösteren bireysel alfa frekansı, dinlenme halinde ölçülen bireysel bir nörofizyolojik özellik belirteci olarak kabul edilebilir (Drewes, 2022). Serebral hemodinamik yanıtları kaydeden başka bir nörogörüntüleme aracı olan fNIRS ile eş zamanlı EEG kayıtları, kortikal aktiviteye dair veriler sunmaktadır (Keles, 2016). Literatürde bireysel alfa frekansı farklı olan bireylerin dinlenim durumu hemodinamik yanıtları ile elektrofizyolojik aktivite arasında herhangi bir patern görülüp görülmeyeceği daha önce araştırılmamıştır. Bu çalışma, EEG alfa gücü ile fNIRS oksihemoglobin (HbO) sinyali arasındaki ilişkiyi ve bireysel alfa grupları arasındaki hemodinamik farkları incelemektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya sağlıklı ve 18-40 yaş arası 37 kişi katılmıştır. Katılımcılardan19 kanallı EEG (BrainVision) ve 36 kanallı fNIRS (NIRScout) ile eş zamanlı şekilde 200 saniyelik istirahat kaydı alınmıştır. Nörogörüntüleme verilerinin analizi sırasıyla ve BrainVision Analyzer (Brain Products GmbH, Germany) ve Homer3 (versiyon 1.80.2) programları ile yapılmıştır. Veriler ön işlemlemeden geçirildikten sonra istatistik analizleri uygulanmıştır. Kişisel alfa frekanslarına göre katılımcılar düşük, orta ve yüksek (DBAF <9.7; OBAF 9.7– 10.7; YBAF >10.7 Hz) olarak 3 farklı gruba ayrılmıştır (Bazanova, 2012). EEG ve fNIRS verileri 9 bölgeye (ROI) ayrılmıştır. EEG ve fNIRS verileri arasında Pearson korelasyon testi ve gruplar arasındaki etkileşimler için tek yönlü ANOVA testi uygulanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS v21 programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Analizler sonucunda, sol oksipital bölgedeki EEG alfa gücü ile hem sol oksipital hem de sol temporal bölgelerdeki HbO gücü arasında anlamlı negatif korelasyonlar bulunmuştur (p<.05). Bireysel alfa frekansına göre ayrılan gruplar arasında fNIRS kanalları bazında sağ lateral frontal-temporal (YBAF>DBAF) ve sol santral paryetal alanlarda (DBAF>YBAF), fNIRS ROI bazında ise sol paryetal bölgedeki (DBAF>YBAF) HbO gücü anlamlı şekilde farklı izlenmiştir (p<.05). Sonuç: Mevcut çalışma hem alfa gücü hem de bireysel alfa frekansına dayalı hemodinamik farklılıkları doğrulayarak, EEG-fNIRS multimodal ölçümlerin beyin fonksiyonlarını incelemede güçlü bir yöntem olduğunu desteklemektedir.
Dil ağının anatomik ve fonksiyonel görüntülemesi
(Başkent Üniversitesi, 2025) Seçkin, Mustafa
Dil, insan beyninde yaygın ve dinamik bir sinir ağı aracılığıyla yürütülen, karmaşık bir bilişsel işlevdir. Geleneksel modeller, dili ağırlıklı Broca ve Wernicke alanları ile sınırlı bir şekilde konumlandırsa da güncel nörogörüntüleme çalışmaları, dilin kortikal ve subkortikal yapılar arasında organize olmuş çok merkezli bir ağ tarafından işlendiğini göstermektedir. Ayrıca bu çalışmalar klasik Broca ve Wernicke alanlarının linguistik işlemlemedeki rolünü de sorgulamaktadır. Bu kapsamda, özellikle çift akışlı model, dilin bilişsel süreçlerini açıklamada güçlü bir kuramsal çerçeve sunmaktadır. Bu modele göre, dorsal akış ağırlıklı olarak fonolojik ve gramatik işlemleme ile birlikte motor üretimle, ventral akış ise ağırlıklı olarak anlamsal çözümleme ve kavramsal eşleştirme süreçleriyle ilişkilidir. Bu sinirsel mimarinin anlaşılmasında multimodal nörogörüntüleme yaklaşımları temel bir rol oynamaktadır. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI), dilsel görevler sırasında özellikle sol hemisferde, frontal, temporal ve inferior paryetal bölgelerde belirgin aktivasyonlar göstermektedir. Diffüzyon tensör görüntüleme (DTG), ak maddedeki nöral yolakların bütünlüğünü ve bağlantısallığını ortaya koymaktadır. Elektroensefalografi (EEG) ve manyetoensefalografi (MEG) ise yüksek zamansal çözünürlükleri sayesinde dilsel süreçlerin zamanlamasını anlamada önemli katkılar sağlamıştır. Bu sunumda, dil ağının deneyime duyarlı (plastik) bir sistem olarak yeniden kavramsallaştırılmasına olanak sağlayan nörogörüntüleme teknikleri ele alınacak, bu tekniklerin hem temel sinirbilim araştırmaları hem de klinik uygulamalar bağlamında sunduğu kuramsal ve metodolojik açılımlar tartışılacaktır.
Alzheimer hastalığında ilerlemenin manyetik rezonans görüntülerindeki subkortikal hacimlerle makine öğrenmesi kullanılarak kestirilmesi
(Başkent Üniversitesi, 2025) Soylu, Can; Harı, Emre; Demiralp, Tamer
Amaç: Alzheimer hastalığının (AH) erken dönemlerinde başlayan subkortikal yapılardaki ilerleyici dejenerasyonu bilinmektedir. Bu çerçevede, AH’de ilerlemenin ön görülmesi oldukça kritik bir yere sahiptir. Bu çalışmada, makine öğrenmesi (MÖ) kullanılarak subkortikal hacimlerin hastalığın ilerleyici seyrini öngörme potansiyellerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Alzheimer Hastalığı Nörogörüntüleme Girişimi (ADNI) veri tabanından elde edilen, klinik tanısı ilerleyici (progresif, n=186) ve ilerleyici olmayan (non-progresif, n=235) olarak iki sınıfa ayrılmış toplam 421 katılımcının T1 ağırlıklı anatomik manyetik rezonans görüntüleme (MRG) verileri dahil edilmiştir. Anatomik MRG verisi FreeSurfer 7.2 programıyla işlenerek standart segmentasyon aşamalarında yer alan tüm subkortikal yapılara ait toplam hacimsel değerler elde edilmiştir. Ayrıca, hippokampal alt alanlar, talamus ve amigdala alt çekirdeklerinin hacimsel değerleri de hesaplanmıştır. Hacimsel değerler, MÖ algoritmalarında kullanılmadan önce intrakraniyal hacimlerle normalize edilmiştir. Normalize edilen tüm hacim değerleri kümesine PyCaret 3.0 kütüphanesi kullanılarak öznitelik seçimi uygulanmış ve subkortikal yapıların önem sıralaması Shapley (SHAP) değerleri ile belirlenmiştir. Bulgular: Subkortikal yapıların toplam hacimlerini içeren veri kümesi kullanılarak gerçekleştirilen MÖ sonucunda, bilateral amigdala, sol hippokampus, sol nucleus accumbens ve sağ lateral ventrikül ön plana çıkarak, progresif ve non-progresif grupları birbirinden %79 oranında doğruluk ile ayırt edebilmiştir. Diğer yandan, subkortikal yapıların küçük ölçekli alt alanlarının ve çekirdeklerinin hacim değerleri kullanıldığında ise bilateral amigdala-aksesuar bazal çekirdekler, sol amigdala-lateral çekirdek, amigdala-santral çekirdek, kortiko-amigdaloid geçiş alanı ve sol hippokampus-presubikulum ön plana çıkmış ve grupları birbirinden %81 oranında doğruluk ile ayırabilmiştir. Sonuç: Otomatik MÖ algoritmaları, AH’nin ilerleyici seyrini öngörebilmek için kritik rol oynayan subkortikal yapıları tutarlı bir şekilde belirleme potansiyeline sahiptir. Ayrıca, farklı ölçekteki segmentasyon kombinasyonlarına rağmen, amigdala ve hippokampus içindeki spesifik alt yapıların tutarlı şekilde ön plana çıkması AH patolojisinin takibinde bu nöroanatomik bölgelerin kritik rolünü vurgulamaktadır. Bulgularımız, AH'nin erken tanı ve takibi için otomatik MÖ algoritmalarının klinik destek aracı olarak potansiyelini vurgulamaktadır.
Interfacial bond strength of CAD/CAM resin composites on dentin vs. composite substrates: Influence of dual-cure and self-adhesive resin cements
(MDPI Publishing, 2026) Batgerel, Oyun Erdene; Yazıcıoğlu, Oktay; Kıtın, Emine; Gençel, Burç İhsan; Yamak, Fatih; Ergün Bozdağ, Süreyya; Sasany, Rafat
This in vitro study evaluated the shear bond strength (SBS) of four CAD/CAM (Computer aided design/Computer aided manufacturing) polymer-based indirect composites bonded to dentin and microhybrid composite substrates using two resin cements. Gradia Plus (GP), Ceramage (Ce), Tescera ATL (TA), and Lava Ultimate (LA) were fabricated into cylindrical specimens (3 × 3 mm). Dentin substrates were obtained from extracted molars, while composite substrates were prepared from Filtek Z250 (4 mm × 2 mm). Bonding was performed using either a self-adhesive resin cement (RelyX U200; RU200) or a dual-cure adhesive resin cement (RelyX Ultimate; RU), resulting in 16 experimental groups (n = 12 per group). SBS was measured using a universal testing machine (1 mm/min), and failure modes were assessed under stereomicroscopy. Bond strength was significantly higher on composite substrates than on dentin (p < 0.001), primarily due to favorable polymer– polymer compatibility and matrix interdiffusion, which improved stress accommodation at the adhesive interface. TA and Ce showed superior adhesion when combined with RU, while LA exhibited the lowest values, particularly on dentin bonded with RU200. Overall, the dual-cure adhesive system provided stronger bonding than the self-adhesive system (p < 0.05). These findings highlight the influence of substrate type, composite architecture, and cement chemistry on interfacial performance in indirect polymer-based restorations.
























