İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@İSTÜN, Üniversite mensupları tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.




 

Güncel Gönderiler

Yayın
Diyet inflamatuvar indeksi ve aşırı işlenmiş besin tüketiminin anne sütündeki pro-inflamatuvar sitokin seviyelerine etkisinin incelenmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Yıldırım Çavak, Betül; Mutlu, Hayrettin
Anne sütü yaşamın ilk 6 ayında bebeğin enerji besin ihtiyacının tamamını karşılayan bebek için en ideal besindir. Anne sütü içeriğinde makro ve mikro besin ögeleri olan karbonhidratlar, proteinler, lipitler, vitaminler ve minerallere ek olarak; büyüme faktörleri, hormonlar, antimikrobiyal bileşenler, sindirim enzimleri ve sitokinler gibi pek çok biyoaktif bileşen yer almaktadır. Anne sütünde yer alan sitokinler yenidoğanlarda sağlıklı bir bağışıklık sisteminin gelişiminde, bağışıklık tepkisinin oluşumunda ve sürdürülmesinde rol oynarlar. Anne sütünde bulunan proinflamatuvar sitokinler TNF-α, IL-6, IL-8, IL-12, IL-2 ve IFN-γ olup; antiinflamatuvar sitokinler TGF-β, IL-7, IL-10, IL-18, G-CSF‘dir. Annelerin beslenme alışkanlıkları ve diyet kalıpları anne sütünün bileşimini etkileyebilmektedir. Diyet İnflamatuvar İndeksi (Dİİ), diyetin inflamatuvar potansiyelini değerlendiren bir skorlama sistemidir. Bunun yanı sıra aşırı işlenmiş besinlerin tüketimi inflamatuvar belirteç salınınmının artmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu çalışmada diyet inflamatuvar indeksi ve aşırı işlenmiş besin tüketiminin anne sütündeki proinflamatuvar sitokin seviyelerine etkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırma İstanbul’da çalışmanın yürütülmesine onay veren tıp merkezi ve hastanelerde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği ile Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği‘ne başvuran, emzirme döneminde olan ve çalışmaya katılmaya gönüllü 65 anne ile yürütülmüştür. Araştırmaya katılan annelerin diyet inflamatuvar indeks (Dİİ) puan ortalaması -5,10 ± 4,03 olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan annelerin aşırı işlenmiş besin (AİB) tüketim puanı ortalaması ise 21,12 ± 9,34 olarak saptanmıştır. Çalışmaya dahil edilen annelere ait anne sütü örneklerinde üç farklı proinflamatuvar sitokin düzeyi analiz edilmiştir. Buna göre; TNF-α konsantrasyonu ortalama 82,37 ± 50,71 pg/ml, IFN-γ konsantrasyonu ortalama 24,41 ± 20,67 pg/ml, IL-6 konsantrasyonu ise ortalama 25,33 ± 27,15 pg/ml olarak belirlenmiştir. Mevcut çalışmada uygulanan çoklu regresyon analizinden elde edilen bulgular, Diyet İnflamatuvar İndeksi (Dİİ) ve aşırı işlenmiş besin (AİB) puanlarının anne sütündeki proinflamatuvar sitokin düzeylerine (TNF-α, IL-6, IFN-γ) önemli ölçüde etki ettiği tespit edilmiştir. Modeller genel xiii olarak anlamlı bulunmuş ve bağımsız değişkenlerin TNF-α, IL-6 ve IFN-γ düzeylerindeki varyansın %21 ila %26‘sını açıkladığı görülmüştür. Özellikle AİB puanı, tüm modellerde proinflamatuvar sitokin düzeylerini pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı biçimde yordamıştır. Dİİ puanının ise IL-6 ve IFN-γ üzerinde anlamlı etkileri bulunurken, TNF-α düzeyi üzerindeki etkisi istatistiksel sınırda kalmıştır. Elde edilen bu bulgular, aşırı işlenmiş besin tüketimi ve diyetin inflamatuvar potansiyelinin, anne sütündeki inflamatuvar yanıt ile ilişkili olabileceğini ortaya koymakta ve bu etkileşimin hem maternal beslenme hem de bebek sağlığı açısından dikkate alınması gerekliliğini vurgulamaktadır. Antiinflamatuvar özellikte ve aşırı işlenmiş besinlerden arındırılmış bir beslenme biçimine sahip olmak anne sütü içeriğini optimize etmek ve bebekler için daha iyi sağlık sonuçları elde etmek için önem taşımaktadır.
Yayın
Diyabetik ve sağlıklı bireylerde et bağımlılığının incelenmesi ve güvenilirlik geçerlilik çalışması
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Kılınç, Ceyda; Mutlu, Hayrettin
Prevalansı giderek artan diyabet, günümüzün en önemli hastalıkların başında gelmektedir. Bu çalışma diyabetli ve sağlıklı bireylerde et bağımlılığının incelenmesi ve Et Bağımlılığı Anketinin yetişkin bireylerde güvenilirlik ve geçerlilik analizinin yapılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma Aralık 2024-Mart 2025 tarihleri arasında, çalışma grubundaki 100 birey, NB Kadıköy Hastanesine gelen ve çalışmaya katılmaya gönüllü bireylerden; kontrol grubundaki 100 birey ise İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi‟ndeki akademik, idari personel ve öğrenciler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylere 3 bölümden oluşan anket formu yüzyüze uygulanmıştır. Anketin ilk bölümünde katılımcıların demografik özellikleri ve diyabet ile ilgili genel sorular yer almaktadır. İkinci bölümünde ise Et Bağımlılığı Anketi (EBA) ve üçüncü bölümde de besin tüketim sıklığı yer almaktadır. Et Bağımlılığı Anketi‟nin test tekrar güvenilirliğini ölçmek için anket uygulandıktan sonra kontrol grubundan seçilen 80 kişiye tekrar uygulanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 22 ve AMOS 22 programları kullanıldı. Sonuç olarak çalışma grubunun ilgi ve yetki puanı kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Çalışma grubunun hazcılık ve bağımlılık puanında ise anlamlı düzeyde düşük bir ilişki saptanmıştır. Güvenilirlik ve Geçerlilik analizi sonucu küresel puan CA değeri 0.88 olup yüksek derecede güvenilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Alt-ölçek puanlarının CA değerleri ise 0.73 - 0.88 arasında değişmektedir. ICC değeri ise küresel puanda 0.90, alt ölçeklerde ise 0.76 – 0.84 arasında değişmektedir. DFA değerleri ise istatistiksel olarak anlamlı olup yüksek uyum göstermektedir. (ꭓ2/df 2.730, SRMR:0.092, GFI:0.907; AGFI:0.908; CFI:0.909, NFI:0.865, RMSEA:0.043) EBA‟nın diyabetli ve yetişkin bireylerde geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yayın
Üniversite öğrencilerinin sınav kaygısının beslenme alışkanlıkları üzerindeki etkisinin incelenmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Akcan, Kevser; Ergün, Özer
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de öğrencilerin başarı ve performanslarını ölçmek için kullanılan en yaygın yöntemlerden biri sınavdır. Öğrencilerin sınav dönemlerinde yaşadıkları yüksek sınav kaygısı; beslenme alışkanlıkları başta olmak üzere, uyku süresi ve kalitesi, fiziksel aktivite ile ruhsal durumlarını etkileyebilmektedir. Bu çalışma üniversite öğrencilerinin sınav kaygısının beslenme alışkanlıkları üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi’nin çeşitli fakültelerinde öğrenim gören gönüllü 180 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada uygulanacak anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle sınav öncesi ve sonrası olacak şekilde iki tekrarlı uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin analizi SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 22.0 programıyla yapılmıştır. Bu sonuçlara göre öğrencilerin sınav öncesi dönemdeki sınav kaygı puanları sınav sonrasına göre daha yüksek bulunmuştur. Sınav döneminin beslenme alışkanlıkların üzerinde etkili olduğunu düşünen öğrencilerin oranı sınav öncesinde %80.6 iken, sınav sonrasında %76.7’ye düştüğü bulunmuştur. Ancak bu düşüş, istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Öğrencilerin çoğunluğunun 2 ana öğün 1 ara öğün tükettikleri ve öğün atladıkları saptanmıştır. Öğrencilerin sınav öncesi ve sonrası makro ve mikro besin ögesi alımları karşılaştırıldığında sınav sonrasında anlamlı bir düşüş saptanmıştır (p<0.05). Sağlıklı beslenmeye yönelik tutum ölçeğinden elde edilen toplam puanların, sınav sonrasında sınav öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Araştırma sınav kaygısının öğrencilerde kaygı düzeylerini artırdığını ve beslenme alışkanlıkları üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.
Yayın
Aşırı işlenmiş besin tüketiminin tükürük hormonları, beden kütle indeksi ve aşırı besin isteğine etkisinin incelenmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Yılmaz, Solmaz Ece; Mutlu, Hayrettin
Aşırı işlenmiş besinler (AİB); gazlı içecekler, paketlenmiş atıştırmalıklar, işlenmiş et ürünleri ve hazır dondurulmuş yemekler gibi, büyük ölçüde gıdalardan türetilmiş maddeler ve katkı maddeleriyle üretilmiş ürünlerdir. Günümüzde AİB’ler besin kaynaklarına hakim hale gelmiştir. AİB’lerin sağlık üzerinde metabolik, kardiyovasküler, gastrointestinal ve psikolojik birtakım etkileri bulunmaktadır. Bu çalışmada; AİB tüketiminin tükürük hormonları, beden kütle endeksi (BKİ) ve aşırı besin isteği üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Veri toplama formu; sosyodemografik veri formu, 24 saatlik hatırlatma, besin tüketim sıklığı anketi, yeme arzusu ölçeği ve besin seçimi anketi bölümlerini içermektedir. Çalışmada kullanılan antropometrik yöntemler; boy ölçümü, ağırlık ölçümü, vücut kompozisyonu analizi ve bel çevresi ölçümü olarak belirlenmiştir. Tükürükteki insülin, ghrelin, leptin ve kortizol seviyeleri ticari ELİSA kitleri aracılığıyla saptanmıştır. Çalışma; 18-65 yaş aralığında 18'i kadın 18'i erkek olmak üzere 12’si normal kilolu, 11’i fazla kilolu ve 13’ü obez olan 36 katılımcı ile yürütülmüştür. AİB’lerin alınan enerjiye ortalama katkısının yüzde değerinin 21.8±18.8 olduğu belirlenmiştir. Günlük diyetle karbonhidrat alımı ve AİB yüzdeleri arasında pozitif korelasyon; lif, A vitamini ve C vitamini yüzdeleri arasında negatif korelasyon bulunmuştur (p<0.05). AİB tüketiminin BKİ ve besin seçimi ile anlamlı korelasyona sahip olduğu görülürken (p<0.05), tükürük hormon düzeyleri ve aşırı yeme isteği anlamlı ilişkisine ulaşılmamıştır. AİB tüketimi ile BKİ, bel çevresi, yağ kütlesi ve toplam vücut su miktarı arasında pozitif korelasyon bulunmuştur (p<0.05). AİB yüzdesi ile Besin Seçimi Anketi’nin alt puanlarından sağlık puanı ve doğal içerik puanı arasında negatif korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Fazla kilolularda tükürük ghrelin ile aşırı yeme isteği arasında pozitif korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Tükürük insülinin aşırı yeme isteği ile pozitif korelasyonu, tükürük kortizolünün ise obez bireylerde aşırı yeme isteği ile negatif ilişkisi bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca kortizolün yağ kütlesi ile anlamlı ilişkisine ulaşılmıştır (p<0.05). Çalışma sonucunda AİB xiii tüketiminin obezite ve besin seçimleri ile anlamlı ilişkiye sahip olduğu ve diyet profilinde anlamlı ölçüde değişikliklere neden olduğu görülmüştür. AİB tüketimi ile sağlık durumu arasındaki ilişkinin anlaşılması için çeşitli fizyolojik, metabolik ve psikolojik mekanizmaların araştırıldığı daha çok sayıda çalışmanın yürütülmesi gerekmektedir.
Yayın
Termojenik bir diyet bileşeni olan kafeinin kahverengi yağ hücre aktivasyonuna etkisinin kızılötesi termografi ile belirlenmesi
(İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Ercan Karakaya, Zeynep; Mutlu, Hayrettin
Obezite prevalansındaki artış, enerji homeostazının korunmasına yönelik metabolik mekanizmaların daha iyi anlaşılmasını gerektirmektedir. Kahverengi yağ doku (KYD), titremesiz termojenez aracılığıyla enerji harcamasına katkı sağlayarak obeziteyle mücadelede önemli bir hedef olarak öne çıkmaktadır. KYD'nin diyet indüklü termojenez sürecindeki rolünün daha iyi anlaşılabilmesi, beden kütle indeksi (BKİ) ve cinsiyet gibi fizyolojik değişkenlerin bu mekanizma üzerindeki etkilerinin araştırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışma, farklı BKİ ve cinsiyet gruplarında karbonhidrat ve kafein kapsül uygulamaları sonrasında KYD aktivasyonunun kızılötesi termografi (KT) ile değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma ≥18 yaş, 36 sağlıklı katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılar BKİ’ye göre normal kilolu, fazla kilolu ve obez olmak üzere gruplandırılmıştır. Deney süresi 120 dakika olarak belirlenmiştir. Katılımcılara 0. dakikada karbonhidrat jel, 45. dakikada ise kafein kapsül verilmiştir. Deney boyunca 15 dakikalık aralıklarla KT, kan basıncı, nabız, tahmini çekirdek sıcaklığı ölçümleri tekrarlanmıştır. KYD sıcaklığı supraklavikular sıcaklık (Tscv), referans sıcaklık (Tref), rölatif sıcaklık (Trel) ve delta sıcaklık (ΔT) değerleri ile belirlenmiştir. Bulgulara göre obez katılımcıların 90, 105 ve 120. dakikalardaki Tscv değerleri ile 60. dakikadan itibaren ölçülen Tref değeri normal kilolu katılımcılara göre önemli düzeyde düşük bulunmuştur. Ancak tüm zaman noktalarındaki Tscv düzeyinin, Tref’ten daha yüksek değerde olduğu gözlenmiştir. Bu durum KYD’nin obez bireylerde dahi minimal düzeyde de olsa termojenik aktivite gösterebileceğini düşündürmektedir. Trel ve ΔT değerleri gruplar arasında anlamlı fark göstermemiştir. Bu bulgu KYD ve referans bölge sıcaklıklarının eşzamanlı azalmasından kaynaklı olabileceğine işaret etmektedir. Kadın katılımcılarda yalnızca 75. dakikadaki sağ Trel değeri erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuç foliküler fazda artan östrojenin sempatik sistem duyarlılığını ve KYD aktivasyonunu artırıcı etkisiyle ilişkilendirilmiştir. Tahmini çekirdek sıcaklık ölçümleri BKİ grupları arasında anlamlı farklılık göstermezken, kadınların 15. dakikada erkeklere kıyasla daha yüksek çekirdek sıcaklık düzeyine sahip olduğu gözlenmiştir. Kan basıncı değerleri ise xviii bazı zaman noktalarında obez ve erkek katılımcılarda anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bu bulgular KYD aktivasyonunun hem BKİ hem de cinsiyete bağlı fizyolojik değişkenlerden etkilendiğini göstermektedir. Diyet indüklü termojenez sürecinde uyarlanabilir bileşen olan kafein, KYD aktivasyonunu destekleyici bir etki gösterirken; zorunlu bileşen olan karbonhidrat jel, bu aktivasyonu başlatmak için termojenik yanıtı oluşturmada yetersiz kalmış olabilir. KT yönteminin, non-invaziv bir değerlendirme aracı olarak KYD araştırmalarında uygulanabilirliği gösterilmiştir. Ancak referans sıcaklığın belirlenmesinde kullanılan anatomik bölgenin KYD ve kalbe yakınlığı gibi metodolojik faktörlerin ölçüm sonuçlarını etkileyebileceği dikkate alınmalıdır. Bu nedenle ileri çalışmalarda hem daha büyük örneklem gruplarıyla çalışılması hem de referans sıcaklık ölçümünde standart protokollerin benimsenmesi önerilmektedir.